---

---

" 72 millete aynı gözle bakmayan medresede müderris olsa da Hak katında asidir. "" (Hacı Bektaş Veli)

http://www.ihsanunlu.com/components/com_gk3_photoslide/thumbs_big/396277slide_1.jpglink
http://www.ihsanunlu.com/components/com_gk3_photoslide/thumbs_big/411535slide_2.jpglink
http://www.ihsanunlu.com/components/com_gk3_photoslide/thumbs_big/436451slide_3.jpglink
«
»
Loading…
A+ R A-
17 Şub
e-Posta Yazdır PDF

ERZİNCAN’DA BURUK SEVİNÇ 

13 Şubat, Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluş günü.

Her yıl bu münasebetle kutlama programları yapılır.

Ancak bu yılki programda, şölen kısmı iptal edildi.

Çünkü aynı gün şehit haberleri vardı ve bunlardan biri de Erzincanlıydı.

Evet, ateş bu sefer Erzincan ili Altınbaşak beldesini yakmıştı.

Belde eşrafından Bayram ailesinin tek erkek evladıydı Murat Bayram.

Zıpkın gibi bir asker, hayat dolu bir gençti.

Daha on gün önce gelmişti beldeye, hasta olan anacığını doktora götürmüştü.

Nereden bilecekti onları son bir defa göreceğini, belki de vedalaşmak için gelmişti.

Ne acı bir tesadüf ki Erzincan, kutlama törenlerine hazırlanırken bir kez daha yıkılıyordu.

Acı haber duyulmuş, baba ocağı mateme bürünmüştü.

O gün bir operasyon sırasında ilk açılan ateşte kahpe kurşunlar ona isabet etmişti.

Murat kurtarılamadı, sevgililer gününde sevgili eşini ve körpecik yavrusunu geride bırakarak ebediyete uğurlandı.

Ama ne uğurlamaydı; kurşun gibi soğukta sıcacık yüzlerce yüreğin mahzun bakışları arasında.

Binler yürüyordu Murat’ın arkasından.

Bir kez daha birleştirdi insanları bu şehit cenazesi.

Alevisi-Sünnisi, Kürt’ü-Türk’ü hep oradaydı.

Fikri-zikri, siyasi görüşü ne olursa olsun, herkes ağlıyor, teröre lanet okuyordu.

Dahası bu anlamsız kavgaya kahrediyor, daha nereye kadar? Diyordu.

Dün Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin; bugün Murat, Ökkeş; yarın kim ve neden?

94 yıl önce kurtarmıştık bu vatanı hep birlikte omuz omuza.

Peki, bugün, kimi kimden kurtarıyoruz?

Neyi paylaşamıyoruz, beyler?

Evet, geçmişteki hataları hep birlikte görüyor ve ayıplıyoruz.

İnkâr politikaları, asimilasyon, baskı, zulüm… Hepsine eyvallah.

Ancak bugün gelinen noktada bunları gören ve izalesi için çalışan bir irade var.

Gerek devlet nezdinde gerekse halklar nezdinde böyle bir müzakere zemini ortaya çıkmışken hala silahlar niye?

Görüyorsunuz işte, kan kanla temizlenmiyor.

Eline çekici alan, karşısındakini çivi gibi görüp çakmaya çalışıyor.

Ama söyler misiniz, kazananı kim bu kavganın acaba?

Ateş artık düştüğü yeri yakmıyor, herkesi her kesimi yakıyor, yıkıyor.

İnsanlar artık, sıra bize de gelecek mi diye kaygılanıyor.

Ortak bir akıl üretip birbirimize sarılmazsak korkarım evet.

Çözümsüzlüğü çözüm olarak görenlere inat, çözümü yine dün olduğu gibi birbirimize sarılarak sağlamak zorundayız.

Farklılıklarımızla bir arada yaşayacak formüller zaten kodlarımızda mevcut.

Yalnız şunu da unutmayalım ki, güllük gülistanlık bir Türkiye bize reva görülmüyor.

Bunun için çok nedenler, entrikalar ve faaliyetler var.

Peki, buna karşı koyacak mekanizmaları kim üretecek?

En büyük mekanizma, senin, benim, hepimizin sağduyusu diye düşünüyorum.

Toplu vuran bu yürekleri inanın hiçbir top sindiremeyecek.

Yeter ki kendimiz için istediğimizi başkası için de isteyelim.

Kendimize istemediğimizi, başkası için de arzu etmeyelim. (15.02.2012)

KİTAPLARIM

Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com